Süpermen mi, Klark Kent mi?

Facebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedinmailFacebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedinmail

Facebook, 4 Şubat’ta yani bir kaç gün önce kuruluşunun 8. yılını kutladı. İstanbul caddelerinde dolaşırken bir lokantanın tabelasında “1928’den beridir” ya da pastanenin önünden geçerken kapısında “since 1897” yazan işletmeleri görmeye alışık insanlar için 8 yıl oldukça anlamsız gelecektir. Ancak dijital dünyanın habitatı bir İstanbul günüyle bir Facebook gününü dramatik bir şekilde birbirinden ayırıyor: Dijital dünya çok çabuk olgunlaşıyor. Hatta o kadar ki bazılarına göre Facebook halka açılmakta gecikmiş bile olabilir! Peki bu “bizi” neden ilgilendiriyor olsun?

İnternet Start-upları (yeni başlayan internet projeleri) ile bugünlerde meşgul olan ülkem dijital dünyası, bu gelişmeyi oldukça yakından takip ediyor. Ortada dolaşan rakamlar oldukça sür reel. Kimin dikkatini çekmez ki? Ancak şu anda, bizde görmüş olduğum tablo açık ve seçik olarak şudur:

– Ticaret dünyası gözünü elektronik dönüşüme dikmiş durumda.
– Herkesin bir fikri var.
– Herkes fikrini gerçekleştirebilmek için bir yol yöntem arıyor.
– Fikirlerden iyi olanları kapmak için yatırım konsorsiyumları kurulmuş durumda.
– Parası olan herkes kendisini yatırımcı olarak görüyor.
– Etraf start-up kaynıyor.
– Bu start-upları besleyecek sayıda kalifiye beyaz yakalı olmadığı için yazılımcılar ve tasarımcılar genel müdür maaşlarıyla rekabet eder bir hale gelmiş durumda.

Üniversite yıllarımda donanım ve yazılım arasındaki ilişkiyi örüntülemeye çalışırken fark etmiştim. Yazılım yani mantıksal örgü, donanımı yani fiziksel örgüyü sürekli olarak dövdüğü için; donanım dayak yiye yiye büyüyor, yazılım yorula yorula ilerliyor. Yani insanlık olarak yapmaya çalıştığımız şey için bulmuş olduğumuz fiziksel sistemde bir hata var. Üstesinden ne zaman geliriz bilemem ama biz bu döngüde devam ediyoruz. Bu hatanın bir benzeri de şu anda gerçekleşiyor. O kadar çok fikir var ki ortada, memleket bu fikirleri üretecek insan ihtiyacını karşılayamıyor. İronik bir şekilde çok çeşitli sebeplerden sahip olduğumuz beyinleri göç yoluyla kaybederken, şu anki ihtiyacı karşılamak için başka ülkelerdeki beyinleri kendimize çeker olduk. Bilhassa Rus ve Bulgar yazılımcılar ülkemizdeki apartman dairelerinde sessiz sedasız klavyelerinin başlarında “tıkır hızında” çalışıyorlar.

Şu anda gördüğüm kadarıyla 2000 yılındaki Nokta.Com Krizi’nin (Dot-Com Bubble – Internet Boom artık nasıl adlandırmak isterseniz) pek çok göstergesi etrafta aleni bir şekilde olmasa da dolaşmakta. Başka bir deyişle, şu andaki ortam, ortadaki fırsat kaosunun kaldırdığı toz yüzünden bir hayli puslu durumda. Hepimiz iyi niyetle ve fırsat motivasyonuyla bulabildiğimiz her yöne saldırmış durumdayız. Ancak gerçek şu ki pek azımız gerçekten de önümüzü görebiliyoruz.

Çeşitli yatırımcı gruplarının düzenlediği yarışmalara bakıyorum. Ortadaki projelere bakıyorum. Bir çoğunun tekrar ve tekrar “copy-cat” olduğunu görüyorum. Şüphesiz ki insanı tebessüm ettiren, “vay be süper fikir” dedirten şeyler de var. Ancak genel nitelik, bu hacme ufak geliyor. Çoğu proje doğrudan global hedeflerle tasarlanmış. Doğrudur, İnternet dünyasında sınır yoktur. Global hissiyat belki de en reel olarak bu ortamda mevcuttur. Ancak bu olguya “yamuk bakmayı” gerçekten beceremiyoruz.

Bir çoğumuza göre Süpermen, süper kahramandır. Ancak biraz dikkatli bakıldığında kahraman olan Süpermen değil, Klark Kent’tir. Bize süper gelen onun için doğalken, bize normal gelen onun için güç gerektirir. Olaya belki de buradan bakmak lazım. Yani global değil lokal düşünmek bu dünyada daha fazla efor gerektiriyor gibi…

Facebook’un genişleme modeli de buna benzer bir modeldi zaten. Önce sadece üniversitelere açıldı. Sonra yavaş yavaş ülkelere açıldı ve her ülkede lokal bir uygulama haline gelip global bir kültür yarattı. Dünyada acaba kaç ülkede “Feys’te feym – Facebook’ta ün sahibi olma” söylemi vardır ki? İşte bu Facebook’un çeşitli kültürler bazında yerelleştiğinin en tipik göstergelerinden bir tanesidir.

Ülkemizdeki dijital projelerin ve yatırımların da buna benzer bir şekilde önce kendi pazarını hedefleyip, eşsiz özellikleri ile insan doğasına ve güdülerine hitap etmesi ve bu şekilde globalleşmesi gerekiyor. Unutmamak gerekiyor ki başarı bir hedef değil, doğal bir sonuç olmalıdır.

Facebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedinmailFacebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedinmail

Düşünür, taşınır, koşturur, uyumayı sevmez...

İlk yorumu siz yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir