Sanal Dünyada Geçmişinizi Silmek İster misiniz?

FacebooktwitterpinterestlinkedinmailFacebooktwitterpinterestlinkedinmail

Avrupa Birliği Adalet Komisyonu Üyesi Viviane Reding ismini belki duymuşsunuzdur.  Geçen hafta fazlasıyla alevlenen, en bilinen internet şirketlerinin ve internetin özgürlüğüne dokunulmamasını isteyenlerin protesto ettiği ve şimdilik askıya aldırmayı başardığı Çevrimiçi Korsanlığı Önleme Yasası ile ilgili “Bilginin özgürlüğü ve telif hakları düşman olmamalıdır” diyen ve Avrupa’da hiçbir zaman internetin engellendiğinin görülemeyeceğini, bu durumun Avrupa’ya uygun olmadığını dile getiren kişi kendisi.  Aynı Reding, geçtiğimiz günlerde kişisel verilerin korunmasına yönelik bazı önlemleri içeren bir yasa tasarısı sundu. Söz konusu paket Avrupa Birliği ülkelerinin tümünde geçerli olacak yasal düzenlemeler öngörmekte. Buna göre, kişiler internette olmasını istemedikleri verilerinin silinebilmesi için şirketlere dilekçeyle başvurabilecek. Bu durum insan haklarına,  adına “unutulma hakkı” denilen yeni bir tanım da getiriyor. Bu hak, özetle, kullanıcı istediği takdirde bilgileri tutan şirketlere başvurarak kendisi ile ilgili tüm bilgilerin kayıtlarının silinmesini isteyebiliyor demek. Sizin hakkınızda yazılan çizilen doğru yanlış bilgiler internet varoldukça sizin peşinizden gelemiyor böylece.  Bu durum aslında akademik yazınlarda yer alan gözetim toplumu olgusuna da yeni bir soluk alma şansı getiriyor. Biraz hatırlamak gerekirse, gözetim toplumu ile alakalı Marks, Weber, Foucault, Bentham gibi çok önemli düşünürlerin bir çok söylemleri var.

Marx’a göre gözetim, emek ve sermayenin arasındaki mücadelenin bir unsuru, yani biçimsel olarak özgür hale gelmiş olan işçilerin düşük maliyetle en yüksek üretimi sağlayacak şekilde çalıştırılabilmeleri için, kapitalist yöneticiler kendilerini işçileri denetlemek zorunda hissetmişler ve bu sebeple işçileri gözetlemek/izlemek ve disiplin altına alınmış bir güç olarak boyun eğmelerini sağlamak için, günümüzde “yönetim” olarak bildiğimiz olguyu geliştirmişler. Weber ise gözetim olgusuna daha farklı yaklaşmış. Weber gözetimi, dünyanın hızla rasyonelleşmesine eşlik eden, kaçınılmaz eşitsizliklerle dolu acımasız bürokratikleşme sürecinin en belirgin unsuru ve insanları, her türlü girişimi ve bireyselliği yok eden, kurallar ve prosedürlerden oluşan “demir kafes”e sokan bir araç olarak görmüş.  Foucault’nun gözetim kavramına yaklaşımında ise, modern toplumların dış denetim ve kısıtlamalara  güvenmektense, modern sosyal kurumlarla hayatın düzenlenmiş ve belirlenmiş bir yolda sürmesini garanti eden disipline edici pratikler olduğu görülmekte. Bentham’ın konuyla ilgili herkes tarafından bilinen panoptikon metaforundan yararlanan Foucault panoptik toplumu, ıslah temelli olarak kişisel ve sürekli bir gözetime dayanan, denetim/cezalandırma ve ödüllendirme gibi mekanizmalar yoluyla bireylerin belli kurallara göre dönüştürülmesini hedefleyen ve direkt bireyler üzerine uygulanan bir iktidar biçimi olarak tanımlamakta.

Tüm bu tanımlamaların sonrasında içinde yaşadığımız bilişim toplumunun ve yeni iletişim ortamlarının bir sonucu olan enformatik gözetim, modern toplumun olmazsa olmaz bir parçası olarak hayatımıza istesek de istemesek de bir şekilde sızmış durumda. Şimdi konuyla ilgili çeşitli hukuki zorunluluklar  veya yaptırımlar ortaya çıkmakta ve her gün bunlarla ilgili bir haber duymaktayız. İşte bu yasa önerisi de bunlardan biri. Bu yasayla birlikte,  Avrupa Komisyonu bilgisayar kullanıcılarının kendi koydukları bilgilerin daimi olarak silinmesini talep etme hakkı olduğunu ve bu hakkın onlara verilmesi gerektiğini söylemekte. Yasanın sınırlarını iyi anlamak lazım, bu yasa kişilere blog ya da gazete makalelerinde kendi hakkında eleştirel görüşlere yer veren bilgilerin internetten silinmesini talep etme hakkını vermiyor. Viviane Reding, yasalaşmasını istedikleri bu teklifin internete güveni artıracağını ve dijital pazara katkı sağlayacağını düşünüyor. Ayrıca Avrupa Komisyonu, şayet bilgisayar korsanları bir kullanıcının hesabına girmeyi başarırsa, site işletmecilerinin bunu müşterilerine 24 saat içerisinde bildirmesini de istiyor.

Bizce, kamusal anlamda olumlu yaptırımlar içeren bu yasa önerisi bazı internet şirketlerinin de tepkisini çekmiş durumda. Konulacak bu yeni kuralların getireceği zorunlulukların işlerini yavaşlatacağını ve büyümelerini engelleyeceğini düşünüyorlar. İşleri yavaşlar az büyürler, onu bilmek zor ama bilinen en azından bu “unutulma hakkı”nın varolduğunu bilmek bile kullanıcıların içini bir anlamda rahatlabilecek bir gelişme olacaktır.

Konuyu Araştırma Görevlisi arkadaşım Behlül Çalışkan’ın  sıklıkla  dile getirdiği bir örnekle bitireyim. Behlül Çalışkan bir makalesinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün rektörlük atamalarıyla ilgili şu sözüne değiniyor : “Tam işin ehli bir ismi atamak istiyoruz ama bakıyoruz Google’da hakkında bir haber çıkmış. Araştırıyoruz haber iftira. Ama bu kullanılabilir diye atamayı yapamıyoruz. En layık insanlar bazen Google’da gözüken haber ve yazılardan dolayı eleniyor. “ Bu durumda eğer Avrupa Birliği’ne girersek ve uyum yasaları çerçevesinde bu hak Türk vatandaşları tarafından da kullanılabilirse en azından atamalar daha liyakat usulüne göre olabilecek. Bu son söz size pek inandırıcı gelmedi mi? Şimdi bir daha okudum da,  açıkcası bana da pek gelmedi…

FacebooktwitterpinterestlinkedinmailFacebooktwitterpinterestlinkedinmail

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.