GÖZETİMİN SOSYAL MEDYA HALİ

Facebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedinmailFacebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedinmail

Sanırım Nisan 2016’ydı. Eski bir gazetecilik bölümü öğrencim çalıştığı gazetede yayınlamak üzere benden Gözetim ve Sosyal Medya ile alakalı bir yazı istedi. Ben de yüksek lisans tezini bu konuda yapmış sevgili asistanımız Arş. Gör. Dr. Cemile Tokgöz’den de yardım isteyerek (gerçi o tarihte henüz Dr. ünvanını almamıştı)  aşağıda göreceğiniz yazıyı derledim. Aslında o günden bugüne Türkiye’nin başına çok fazla iş geldi ve bu konuda söylenecek söz de fazlalaştı. Teknolojinin, gazeteciliğin, yayıncılığın ve sosyal medyanın nasıl önemli bir güç olduğu 15 Temmuz gecesi bir kere daha kanıtlandı. Aykırı sesler duyulduğunda hoşa gitmeyip kapatılsın, sansürlensin denen bu kanalların son dönemde “özgürlük ve demokrasi” nidalarına karışarak nasıl da önem arz ettiği en azından daha fazla gün yüzüne çıkmış oldu. Umalım ki bu bilinç seviyesi ve Cumhuriyet’in temel değerlerine olan ihtiyaç bundan sonrası için tüm yöneticilerimize rehber olur. Neyse daha fazla sözü uzatmadan konumuza geri dönelim.

Gözetim teknolojilerinin hayatımıza sızması ve gözetim üzerine tartışmaların yoğunlaşması maxresdefaultaslında 11 Eylül ile başlayan bir süreç. Gözetim teknolojilerinin günlük hayatımıza ne ara girdiğini, ne ara yolda, okulda, iş yerinde izlenmeye başladığımızı veya ilk MOBESE kamerasıyla ne zaman karşılaştığımızı, eminim birçok insan hatırlamıyordur bile. Gözetim deyince aklımıza yüz tanıma sistemleri, dijital kimlik kartları/pasaportlar, dinleme/istihbarat sistemleri vb. teknolojiler gelmekte. Oysa, akıllı telefonlar ve tabletler vasıtasıyla her an cebimizde, çantamızda olan, toplamda 2.1 milyar hesaba ulaşmış sosyal medya, gözetim olgusunun gündelik hayatımızın tam ortasında yer almasında çok büyük etken.

Sıradan vatandaşın kamusal alandaki zırhı olan anonimlik, sosyal medya ile beraber, yerini kişisel veriler, fVancouver-isyani_cift_öpüsen_nationalturk_005otoğraflar, konum etiketleri, vb. ile bezenmiş ve kendimizi isteyerek teşhir ettiğimiz bir vitrine dönüşmüş durumda, tam bu noktada karşımıza çıkan en büyük soru işareti de “mahremiyet olgusu”. Belki hatırlarsınız Kanada’nın Vancouver şehrinde bir hokey maçı sonrası çıkan olaylarda çekilen o ilginç fotoğrafı. O büyük karmaşanın içerisinde yerde öpüşen çift bir anda tüm dünyanın gündemine oturmuştu. Fotoğrafçı Richard Lam ilk önce yaralı sandığı sonradan öpüştüklerini anladığı bu çifti tespit etmek, isimlerini bulmak için sadece bir gününü harcamıştı. Aslında mahrem olanın bile kamusallaştığı bir dünya artık bizimkisi. Peki, hayatımızın vitrinine dönen sosyal medya profillerimizde kendi elimizle paylaştığımız verileri kim, niçin takip ediyor?

Dünyanın her noktasında, iktidar-toplum ilişkisinde gücü her daim elinde bulundurmak isteyen iktidar, bunun için tüm teknolojik araçları kullanacağı gibi ihtiyaç halinde teknolojik gelişimi buna yönlendirebilir. Dolayısıyla sosyal medya, çemberin içindekileri ve dışındakileri belirlemek için oldukça iyi bir seçenek olarak karşımıza çıkar. Günümüzde sosyal medyadaki paylaşımları gozetim1takip edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulmuş yerli yabancı bir çok örneğe rastlamak mümkün. Bununla birlikte bir diğer gözetleyenimiz ise tabi ki markalardır. Daha çok satabilmek ve doğru ürünü doğru tüketiciye sunabilmek için sosyal medya markalar için de biçilmiş kaftandır. İnternet üzerindeki dolaşımımızdan ve sosyal medya hesaplarındaki paylaşımlarımızdan toplanan verilerle, kullanıcılar oldukça detaylı bir şekilde profillenmektedir. İktidar (ki burada gerek devlet, gerek işveren gerekse markaları kapsayan anlamıyla kullanabiliriz) ve gözetlenen arasındaki ilişki hiyerarşik/dikey bir ilişkidir.

Günümüzde 3.65 milyar kullanıcı internete mobil cihazları üzerinden erişim sağlamaktadır. Mobil teknolojiler sayesinde, “her an her yerde” ve “hızlı” enformasyon akışı ile, sosyal medyanın ihtiva ettiği gözetim şekli de “akışkan” bir hal almıştır. Sosyal medyada farklı kişilerin profillerini incelerken yani onların vitrinlerinde gezerken veya kendi yaşamımıza ait paylaşımlarda bulunurken tek gayemiz aslında “beğenilmek” arzusudur. İktidar dikkati cazip kılma yoluyla çekerken, bireyler de beğenilme isteğiyle ön plana çıkarlar.

Görülen o ki hikayenin buraya kadarki kısmında gönüllü bir işbirliği mevcuttur. Dolayısıyla işin içine sosyal medyayı katarak gözetim toplumunu irdelediğimizde, gözetim denilince akla gelen “panoptikon” metaforu tek başına oldukça yetersiz kalmaktadır. Panoptikonda amaç gözetim altında bulunan kitlenin gözetim hissi ile güçsüzleştirilmesi, baskı ve korku ile “uysal bedenler” yaratılmasıyken, günümüzde sosyal medya ile, “cazip kılma yoluyla dikkati çekme” ve “rızayı imal etme” zamanıdır. Rızayı imal etmek kavramı popüler medyanın büyük şirketler ve ilintili çıkar grupları tarafından idare edildiği savını ortaya koymaktadır.

panoptikonBaskıcı gözetim anlayışı öncelikle kitle iletişim araçlarıyla yumuşamış, panoptikten sinoptik bir niteliğe doğru evrilmiş durumdadır. İzleyicinin televizyonda bir “reality show”da izlediği medya ikonları hepimizce “gözetlenen” olarak görülmektedir, ancak madalyonun diğer tarafına baktığımızda izleyenlerin düşüncelerinin manipülasyon altında olduğunu söylemek de yanlış olmayacaktır. Dolayısıyla gözetleyenin gözetlenene dönüştüğü bir ortamdan söz etmek mümkündür. Kitle iletişim araçlarından TV ile yaşanan bu durum sosyal medya ile bir adım ileri taşınmaktadır. Sosyal medyada fark edilmenin hazzı mahremiyet algısını dönüştürmekte, hatta popülarite sahibi olan profiller takipçilerine ideoloji dağıtırken bazen sanal linç çığırtkanı da olabilmektedirler. Günümüzde özellikle Twitter’da sıklıkla rastlanılan bu sanal linç olaylarına, mahalle baskısının dijitalize hali de demek mümkündür.

Tüm bunların yanında, cihaz ve altyapı alanındaki teknolojik gelişmeler, sosyal medyanın gündelik hayattaki yerini derinleştirmekte ve tüm bu etkileri kuvvetlendirmektedir. Örneğin, bilişim teknolojileriyle fiziksel mekanın sınırlarının aşılması ve internet ile kıtalararası düzeyde veri toplanabilmesi gözetimin sınırlarını elbette genişletmiştir. Mekandan bağımsızlık olarak müjdelenen bu küresel erişim, konum tabanlı teknolojilerin sosyal medyaya entegre olması ve sosyal medyada kullanıcıların konum paylaşımlarıyla, tam tersine “mekan” kavramına iade-i itibarda bulunmuştur. Bu sosyal medya ile gündelik yaşam arasındaki ilişkinin her geçen gün daha iç içe geçtiğinin ispatıdır. Dolayısıyla gözetim çerçevesinden bakarsak, iktidar ve yasalar mekandan bağımsızlıktan ve mesafeden faydalanarak daha az görünürlükten faydalanırken, kullanıcı kendi paylaştığı nokta atışı verileriyle avuç içindedir, diğer bir deyişle izlenmeye bile gerek olmadan kendini ifşa etmektedir.

Bu noktada, sosyal medya gözetim pratiklerini güçlendirmesine rağmen, tamamen karanlık bir tablo mu sunuyor sinsta_surveillance_leadorusunu sorabiliriz. Arap Baharı örneğindeki gibi, sosyal medyanın örgütlenme ve iletişim aracı olarak kullanılması, ortak bilincin ve kolektif hareketin oluşmasında etkili olabilir. Toplumsal hareketlerde güçlü bir araç özelliği olan sosyal medya gözetime meydan okuma pratikleri geliştirmekte az da olsa güç sahibi bile diyebiliriz. Örneğin Gezi Direnişi’nde ana akım medyada yer almayan bazı görüntüler, sokaktaki kullanıcının mobil cihazıyla çekip Youtube’da paylaşmasıyla, video kaldırılana kadarki sınırlı bir sürede de olsa, bir kitleye ulaşabilme şansı elde etti. İşte buna benzer, teknolojik gücü iktidara karşı kullanma pratikleri, “karşı gözetim” olarak adlandırılan, dikey gözetimin aşağıdan yukarı halidir. Sosyal medyanın karşı gözetim aracı olarak kullanılmasına, RedHack’in ele geçirdiği belgeleri Twitter’da paylaşması örnek gösterilebilir.

Dolayısıyla sosyal medya kullanıcıya sunduğu güçten daha fazlasını iktidara sunmakta ve bunu baskı uygulamaksızın yapmaktadır. İktidar önce rızayı imal eder, sonra sırtındaki yükü kullanıcının gönüllü kulluğuna yükler. Durum aslında Bauman ve Lyon’un söyleşilerinde özetlendiği kadar basittir:

“Sosyal medyanın varlığı, kullanıcıların izlenmesine ve edinilen bilgilerin diğerlerine satılmasına bağlı. Sosyal medyanın direniş için sunduğu olanaklar çekici ve bazı açılardan yararlı olabilir, fakat gittikçe akıcılaşan bir dünyada kalıcı ilişkiler kurabilmek için gerekli koşulların olmaması ve sosyal medya içerisindeki gözetim gücünün yerleşik ve etkili olması nedeniyle aynı zamanda kısıtlı.”

 

33 Social Media Facts and Statistics You Should Know in 2015

 

Christian Fuchs, Kees Boersma, Anders Albrechtslund & Marisol Sandoval, Internet and Surveillance – The Challenges of Web 2.0 and Social Media, Routledge, New York, 2012

 

Daniel Trottier, Social Media as Surveillance – Rethinking Visibility in a Converging World, Routledge, New York, 2016

 

Facebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedinmailFacebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedinmail

İlk yorumu siz yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir