Facebook: Parsayı toplamanın zamanı geldi! Hatta geçiyor mu?

FacebooktwitterpinterestlinkedinmailFacebooktwitterpinterestlinkedinmail

Geçtiğimiz haftadan beridir dünyayı heyecanlı bir bekleyiştir aldı gitti. Facebook halka açılacağını ilan etti ve bütün dikkatleri üstüne topladı. Diyeceksiniz ki “Zaten bütün dikkatler sürekli olarak Facebook üstünde değil mi ki?”. Ne de olsa hemen hemen her gün dünya üzerindeki 10 kişiden 1’i Facebook’a giriş yapmıyor mu? Haklı bir yargı gibi de olsa tam olarak öyle olmadığını söylemek mümkün. Neden mi?

Görsel tasarımda bir şeyi saklamanın kabaca iki yolu vardır: Nesneyi ya en arkaya, karanlığa atarsınız ya da en öne, ışığın patladığı yere alırsınız. Kusurları ve “çirkinlikleri” örtmenin en basit yolu budur. Aslında ülke olarak buna oldukça aşinayız. Facebook da çok fazla ışığa çıktı. Günlük hayatımızın bir parçası oldu ve en önde durarak kayboldu. Şimdi ise öyle bir haber aldık ki Facebook’u kendimizden biraz uzaklaştırarak tekrar odak alanımıza soktuk. Çünkü bahsedilen rakam 100 milyar dolar. Milyar kavramına çok da uzak olmayan bizler için rakama bir de şöyle bakalım:

$100000000000

İlk bakışta bir yazılım satırına benzeyen bu rakama virgülleri eklediğimizde tüyleri diken diken eden gerçek ortaya çıkıyor: $100,000,000,000

Bu, bugüne kadarki en büyük halka arz olacak. Başka bir deyişle Facebook namına bir ilki daha eklemek üzere. Eğer beklentiler gerçekleşirse Facebook kasasına 10 milyar dolar nakdi hemen sokarken, şirketin değeri 100 milyar doları bulacak ve Facebook kurucuları ile mevcut hisse sahipleri (ki bu gerçek ve tüzel kişiler şu anda 500 adedi bulmakta) ceplerini dolduracaklar. Aynı zamanda Facebook, aralarında Google, Yahoo, Microsoft, Disney hatta McDonald’s’ın bulunduğu pek çok şirketten de daha değerli bir hale gelecek. Bu olayın ekonomik yansımaları konusunda çok fazla bir şey söylemek benim adıma pek mümkün olmayacak. En nihayetinde bir ekonomist değilim. Ancak benim de ilgilendiğim bir kaç yönü var. En önemli ikisi de şu:

1. Facebook neden “şimdi” halka açılıyor?
2. Facebook gerçekten bu değerde mi?

Bazı kaynaklara göre Facebook’un şu anda halka açılıyor olmasının en temel sebebi tamamıyla teknik. Bulunduğu coğrafyadaki ticari kanunlara göre hisse sahiplerinin belli bir sayının üstüne çıkmasıyla birlikte Facebook da finansal enformasyonunu artık kamuya açmak zorunda. ABD yasalarına göre bu sayı 500 kişi. “Facebook’un 500 ortağı mı var??” diye şaşırmayın. Gün geçmiyor ki yeni bir ortağı ortaya çıkmasın. Son olarak Facebook ofisinin duvarlarını boyayan ustanın ve ünlü Rock grubu U2’nun solisti Bono’nun (Kasım 2009’da 210 milyon dolar karşılığında şirketten satın aldığı hisselerin değeri şu potansiyel olarak 975 milyon dolar sınırında – ismi bir an daha manalı geldi!) da ortaklar arasında olduğunu öğrendik. Dolayısıyla gerçekten de şaşırmamak gerekiyor.

Bir diğer sebep ise biraz daha bağlamsal. Başta Zuckerberg olmak üzere büyük ortaklar artık parsayı toplamak istiyorlar. Bunca zamandır kazanılan tutarlar bir kenara, ortaya koydukları performansın ederini artık ellerine almak istiyorlar. Ne denebilir ki? Hakları…

Beni ilgilendiren yönü biraz daha farklı. Bunu “Facebook gerçekten de bu değerde mi?” sorusuyla birleştirip ele almakta fayda görüyorum.

Time, Newsweek, Fortune başta olmak üzere pek çok ekonomi yazarı Facebook’un değerini tartışa dururken birileri çıkıp Facebook’un bu değerde “olamayabileceğini” söylemeye başladı. Pek çok argüman var: Facebook’un muhteşem yüzyılı geride kaldı, kullanıcılar artık statükocu hiç bir değişikliği beğenmiyorlar, Facebook jargonu klişeleşmeye başladı, insanlar Facebook’un artık asosyalleştirme mekaniklerine sahip olduğunu düşünüyor, Facebook kullanıcıları depresyona daha meyilli vs vs. Acaba bir Facebook Boom’u yaşanabilir mi? Facebook’un şu anda halka açılmasındaki bir sebep de arka plandaki bu düşüş senaryoları olabilir mi?

Facebook gücünü doğrudan kullanıcılarının varlığından alıyor. Yakından baktığınızda Facebook’un, Facebook olmadan önceki hayat tarzınıza kattığı değer ile şu andaki değeri arasında müthiş bir fark bulunmakta. Faydalarını alabilmek için yan etkilerine maruz kaldık. Bu da kaçınılmazdı. Ancak daha önce deneyimlemediğimiz bir akış olduğu için bundan çok farklı şekillerde etkilendik. Bugün birçoğumuz Facebook’a 3 sene önceki şaşkınlıkla girmiyoruz. Hatırlayın ne deniyordu? İlkokul arkadaşlarınızı bulun, çocukluk arkadaşlarınızla tekrar irtibata geçin… Şimdi hepsini ekledik ve orada duruyorlar. Pek çoğumuz ilişkileri tekrar aktive etme konusunda bir aşama kaydettik ve o aşama geçildi. Sonrası da çorap söküğü gibi geldi.

Dikkatinizi çekmek isterim…

Facebook hakkında çıkan pek çok haber, hayatınıza nasıl katma değerde bulunduğu yönündedir. “İş verenler çalışanlarını artık Facebook üstünden buluyor.”, “Facebook’tan oluşturduğu grupla iş sahibi oldu, hayatı değişti.”, “Müşterilerini Facebook’tan buluyor.” gibi manşetlere aşina olduk. Facebook da bunun gayet farkında olduğu için daha somut bir takım hizmetleri de kullanıcılarına ulaştırmaya başladı. Bunlardan bir tanesi e-posta hizmeti. Bir diğeri de yakın bir zamanda aktif etmek istediği Facebook Lab olacak. Bu tip aksiyonlar da bizi başka bir tanıdığın modeline götürüyor: Google

Google ile Facebook aynı dünyadaki farklı mahallenin çocukları gibi. Evleri iki adım ötede ama kimse kimsenin tavuğuna ses etmez tipinde bir ilişki vardı. Bir tarafta aradığını bulan, insanlara depolama alanları veren, iletişim kurmalarını sağlayan, iş hayatlarına doğrudan entegre olan ciddi çocuk Google, diğer tarafta ise kendini ifade etmene yardımcı olan eğlenceli çocuk Facebook. Ne zaman ki Facebook reklam hizmetini devreye aldı, o zaman rekabet de başlamış oldu. Facebook 850 milyon kullanıcısı ile dünyanın en büyük ülkelerinden bir tanesi olurken, herkesin algılayabileceği somut bir gücü sergilemekten hiç çekinmedi: İnsan sayısı. Bu oldukça reel bir yaklaşım. Kafa sayısı kitle iletişiminde isteyebileceğiniz şeydir. Dahası bu kişilerin kendi elleri ile teslim ettikleri verileri… Google ise zaten senelerdir İnternet’i arşın arşın tarayarak, biz kullanıcılara yardımcı olarak, olabilecek bütün veriyi topladı. Bu kadar veriyi elinizde tuttuğunuzda Tanrıcılık oynamaya başlayabilirsiniz. Ancak etik bir takım sorunlarla karşılaşabilirsiniz. Ne de olsa aleni bir şekilde bu tip şeyleri açıklamak çok da akıllıca bir şey olmazdı.

Mutlaka dikkat etmişsinizdir. Facebook’ta bir arama alanı bulunmamakta. Ne kadar garip değil mi? Belki dikkatinizden kaçmıştır ancak oldukça sıkı bir pazarlığın ardından Microsoft, 240 milyon dolar karşılığında Facebook’un %1.6 hissesini satın almıştı. Yani Microsoft veri savaşındaki safını belirleyebilmek için bir hamlede bulunmuştu. Microsoft aynı zamanda, Google’ın pek çok hizmetine rakip olan, Bing’in de yaratıcısı. Bing’in en temel iki işlevinden birisi arama motoru ve harita hizmetleri. Bu da şu ölümcül soruyu insanın aklına getiriyor ki ben Google olsam zaten bu soruyu kendime çoktan sormuştum: Ya Facebook bir arama motoru hizmeti açarsa?

Google bu soruyu muhtemelen kendine sormuş olacak ki bir cevap çıktı ortaya: Google+

Facebook’un halka açılmasını bu bağlamda değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Ortada ciddi bir savaş var. Yani rekabet demek daha doğru gibi dursa da bu sadece centilmenliği ifade edecektir. Bana göre Facebook şu anda Google’un sağladığı katma değerlerden henüz uzak. Ancak belli olan şu ki bu şirket gerçekten de iyi eller tarafından yönetiliyor ve attıkları her adımda başta rakipleri olmak üzere tüm dünyaya net mesajlar verebiliyorlar. Dolayısıyla tahminlerin çoğu spekülatif seviyede kalıyor ve Facebook bizi şaşırtmaya devam ediyor. Görünen de o ki bu işi kısa bir süre içerisinde bırakmayacaklar.

FacebooktwitterpinterestlinkedinmailFacebooktwitterpinterestlinkedinmail

Düşünür, taşınır, koşturur, uyumayı sevmez...

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.