Facebook Nasıl Sosyal Oldu? 100 sene önceden gelen cevap…

Facebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedinmailFacebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedinmail

Sosyal Kene bu hafta İTÜ’de Matematik Mühendisliği bölümünü bitirmesine çok az bir süre kalan genç bir arkadaşımız Ege Sertçetin’i ağırlıyor, kendisi mühendis olma yolunda emin adımlarla ilerliyor ama bu yazıda olduğu gibi sosyal konulara da olan ilgisini hem de tarihsel bir perspektifle gözler önüne sermekten geri durmuyor.  Sosyoloji ile ilgilenenlerin adını çok iyi bildiği, ömrü boyunca Emile Durkheim ile yaşadığı fikir çatışmalarıyla tanınan Gabriel Tarde’nin çeşitli yaklaşımlarıyla günümüzün en popüler sosyal paylaşım ağı olan Facebook’u tartışıyor Sertçetin bu yazısında. Gelin hep beraber bu ilginç yazıya bir göz atalım.

“Facebook’ta sık sık arkadaşlarımızın paylaştığı videoları izliyoruz, fotoğraflara bakıyoruz, haberleri, fıkraları okuyoruz. Bazıları hoşumuza gitmiyor, bazıları ilgimizi çekmiyor. Takdirimizi kazananlar için “Beğen”e, başkalarının da görmesini istediklerimiz için “Paylaş”a tıklıyoruz. Bizim paylaştıklarımızı gören arkadaşlarımızın da bir kısmı beğeniyor ya da paylaşıyor. Peki bu süreç nasıl işliyor, nasıl “duvar”lar değişim içinde oluyor? Bu sorunun cevabını çok eskilerde 1843-1904 yılları arasında yaşamış ve fikirleri sosyal davranışın tanımlanmasında bazı sosyolog ve sosyal psikologlara esin kaynağı olmuş bir yazarın biyografisinde, Gabriel Tarde’da arayacağız.

Tarde birçok çalışmasında, “Toplum taklittir” diyerek insanların kişisel farklılıklarına rağmen nasıl olup da benzer davranışlar göstererek bir sosyal düzen kurabildikleri sorusuna cevap aramıştır. Tarde’ın anlayışına göre toplum, zihinler arası etkileşimlerden ve zihin durumlarından oluşur. Toplumun bireyi etkilemesi söz konusu değildir. Bunun yerine monadlar arası ilişkiler vardır. Monadı, toplumu oluşturan en küçük şey olarak tanımlamak mümkündür. Monadlar arası ilişkiler ise yenilik, zıtlık ve taklit yoluyla kurulabilmektedir. Etkileşime girmeye neden olan ise arzu (istek) ve inançtır. Bu yazıda insan toplumu ele alınacağından monadlarımız insanlar olacaktır.

Şimdi Tarde’ın kavramlarıyla Facebook’u ilişkilendirelim. Bir soruna getirilen çözümün benimsenmesi olan “taklit”i ve bu çözümü ilk kez ortaya koyulması olan “yenilik”i ele alalım. Örneğin bir fıkra üzerinden düşünürsek, buradaki sorun eğlenme eksikliği veya eğlence ihtiyacıdır. Bu sorunun çözümü sürecinde bir kişi eğlence ihtiyacını bir fıkra ile gidermiş ve bu fıkrayı Facebook’ta paylaşarak herkesin görebileceği hâle getirmiştir. Eğer Facebook çerçevesinde düşünürsek bu kişi bir yenilikçidir. Eğer daha geniş olarak bakarsak bu kişi de fıkrayı başka bir yerden gördüğü için aslında taklitçi olur ancak şu an belirli çerçevemizde kalacağız. Artık fıkramızı yenilikçinin çevresi görebilmektedir. Sonra eğlence ihtiyacı duyan bir başka kişi bu fıkrayı okur ve eğer bu ihtiyacını giderebilirse fıkrayı “beğen”ir. Burada bir arzu ve arzunun dengelenmesi söz konusudur. Fıkra yerine siyasi bir video da düşünebiliriz. Ancak burada sorun siyasi bir durum değil, bu duruma dair çözüm inancıdır. Telkinde bulunan, etrafındakilere kendi inancını benimsetmek istiyor olacaktır. Çevresinde bir inancı olan/olmayan ya da yeterince güçlü olmayan insanları etkileyebilir ve onların kendisini taklit etmesine yani “beğen”mesine sebep olur. Bu şekilde taklit eden kişinin de arzu ve inançları değişmiş ve bir kısmı telkin edeninkine benzemiştir. Facebook üzerinde “zıtlaşma” için kullanılabilen tek araç yorum yazmak. Eğer gözlemlediğimiz arzu ve inançları benimsemiyor, ayrıca yanlış olduğunu düşünüyorsak yorum yazarak kendi arzu ve inançlarımızı karşı tarafa benimsetmeyi deniyoruz.

Peki nasıl oluyor da insanlar bazen beğendikleri şeyleri paylaşıyorlar? Fıkra örneğini tekrar ele alalım. Taklit eden kişi eğlence arzusunu giderdi, bir sorun kalmamış olmalıydı. Cevap için Tarde’a dönersek; başta zihinler arası etkileşimden bahsetmiştik. Yani söz konusu arzu ve inançlar elle tutulur, gözle görülür şeyler değillerdir. Bu durumda kendi arzu ve inançlarının yerine başkasınınkileri benimseyen bir kişi, bunlardan emin olmak isteyecektir. Fıkra için düşünürsek, taklit eden kişi kahkahayı bastı, beğen’e tıkladı ama bu fıkra gerçekten komik miydi? İşte bundan emin olmak için paylaşır ve diğer insanların da birer kahkaha patlatmasını bekler. Burada paylaşan ya da beğenen insan sayısından çok insanların niteliği önemlidir. Siyasi video örneğimizi hatırlarsak, genç bir kişi kendi arzu ve inançlarını paylaşmışsa bunu sekiz yaşındaki kardeşinin taklit etmesi gence bir şey ifade etmezken bir ebeveyninin taklit etmesi gencin arzu ve inançlarının bir anda güçlenmesine sebep olabilir. Bu şekilde taklit, bir zincir halini alır ve taklit edilen yenilik yani örneğimizde video ya da fıkra, giderek daha çok insana ulaşır.

Etkileşimin nedenini anladık, şimdi de nasıl şekillendiğini inceleyelim. Taklidin zincirleme şekilde giderek daha çok insana ulaşmasına “yayılma” diyecek ve bunun hangi koşullara bağlı olduğuna bakacağız. Burada Gabriel Tarde’ın mantıksal ve mantıksal olmayan olarak ayırdığı sırayla ilerleyeceğiz. Mantıksal yayılma, yeniliklerin birbirinin yerini aldığı ya da birbirini tamamladığı taklitler için kullanılır (Tarde, 1969: 177-84). Buna örnek olarak bir kişinin paylaştığı bir şarkıyı düşünelim. Bir süre sonra başka bir şarkı ona daha çok zevk verdiğinde yeni şarkıyı paylaşır, yani eskisinin yerini almış olur. Siyasi video için de düşünebiliriz; bugün Haydarpaşa yangını haberini paylaşan bir kişi daha sonra yangındaki ihmâller hakkında başka bir video paylaşarak öncekini tamamlamış olur. Mantıksal olmayan yayılmalara gelirsek ilk olarak taklitin içeriden dışarı doğru yayılması karşımıza çıkar. Yani yeniliğin içini yeniliği oluşturan amaçlar ve fikirler, dışını araçlar ve ifade şekilleri olarak düşünürsek öncelikle yeniliği oluşturan nedenler taklit edilir (Tarde, 1969:186). Yine fıkra örneğimize dönelim. Yeniliğin ortaya çıkmasına sebep olan eğlence ihtiyacıydı, yeniliğin ifade şekli ise paylaşılmış olan fıkra. Günlük deneyimlerimizden de fark edeceğimiz üzere insanlar kendilerine uygun fıkrayı bulmadan önce “Canım sıkılıyor”, “Keyifsizim” gibi yazılar paylaşarak eğlenceye olan ihtiyacını dile getiriyor. Sonra bir yenilikçinin paylaştığı fıkra bu insanlara gerekli dengeyi sağlıyor. İkinci mantıksal olmayan yayılma ise yukarıdan aşağıya taklit biçimi (Tarde, 1969:187). Burada bir çeşit hiyerarşiden bahsetmek mümkün. İnsanların kendisinden daha üstün gördüğü kişilerin arzu ve inançlarını benimsemeye daha çok meyilli olmasıyla alâkalı bu durum. Facebook’taki karşılığını ise bulmak zor olmasa gerek. Hem bir arkadaşını hem de sevdiği bir siyasetçiyi takip eden kişi, Haydarpaşa yangını konusunda arkadaşının getirdiği çözümdense sevdiği siyasetçinin çözümünü paylaşacaktır. Diğer bir yayılma; taklit geleneğe ya da modaya uygun olarak yayılır (Tarde, 2000:33). Geleneklerin hakim olduğu topluluklarda halk müziğinin, modern toplumlarda ise popüler müziğin ağırlıklı olarak paylaşılmasıyla özetlenebilir. Son olarak, taklit geometrik bir hızla yayılır (Tarde, 2000:33). Burada geometrik hız, homojen grup için söylenmektedir. Yani birbirine benzer inanç ve arzuları olan insanlar arasında bir yenilik daha hızlı taklit edilir. Facebook üzerinde gruplar ve sayfalar buna güzel bir örnektir. Her türlü beğeninin adına sayfalar ve gruplar açılıyor, insanlar da kendilerine uygun topluluklara dahil oluyor. Kişi için buralarda paylaşılan düşünceleri özümsemek daha kolay ve hızlı olur.

Görüldüğü gibi Facebook’u Gabriel Tarde’ın düşündüklerinin bir uygulaması olarak görmek gayet mümkündür. Ayrıca dikkat edilirse toplum tanımının bütün özelliklerini taşımaktadır. Buradan yola çıkarak Facebook’a toplumun bir sanal hali diyemeyiz çünkü toplumun ta kendisi olmuştur.”

Kaynakça

Latour, Bruno (2008) “Tarde ve Toplumsalın Sonu”, Tarde ve Mikrososyoloji, Tesmeralsekdiz, Mattek: Ankara, s. 34-49.

Barry, A., Thrift, N. (2008) “Gabriel Tarde: Taklit, İcat ve Ekonomi”, Tarde ve Mikrososyoloji, Tesmeralsekdiz, Mattek: Ankara, s. 50-67.

Borch, C. (2008) “Kentsel Taklitler: Tarde’ın Sosyolojisine Yeniden Bakış”, Tarde ve Mikrososyoloji, Tesmeralsekdiz, Mattek: Ankara, s. 114-134.

Aytaç, A. M. (2008) “Gabriel Tarde’ın Ekonomik-Psikolojisi: Yenilik ve Boş Zaman Kavramları Çerçevesinde Değer Sorunu”, Tarde ve Mikrososyoloji, Tesmeralsekdiz, Mattek: Ankara, s. 67-87.

Facebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedinmailFacebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedinmail

İlk yorumu siz yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir