Bilişim Hukuku ve Yeni Ticaret Kanunu

FacebooktwitterpinterestlinkedinmailFacebooktwitterpinterestlinkedinmail

Alvin Toffler, Amerikalı ünlü bir toplumbilimci. Yazdığı kitaplar, yaptığı öngörüler hep ilgiyle karşılandı. 1974 yılında yazdığı Üçüncü Dalga adlı kitabındakı gelecek tahminleri büyük bir oranda gerçekleşince ünü tüm dünyaya yayıldı. 2006 yılında Zenginlik Devrimi adlı bir kitap daha yazdı. Bu kitapta çok sevdiğim bir benzetimi var. Diyor ki: “Toplumlarda kurumları otobanda giden araçlara benzetiyorum, en solda en hızlı şeritte özel sektör  ve kurumları yer alıyor. Sonra sağdaki şeritlere doğru daha  yavaş kurumlar var. Bir toplumda en sağda, en yavaş şeritte ise genelde devlet kurumları ve hukuk yer alır. Hukuk en sağda en yavaş şekilde toplumun arkasından gelmektedir.” Aslında doğru olduğu kadar çok mantıklı bir benzetme. İçinde bulunduğumuz çağı ve bilişim toplumunu düşünelim. Bundan on sene önce teknolojinin gelişimine bağlı olarak aklımızdan bile geçmeyecek suçlar bugün alenen karşımıza çıkıyor ve biz hukuk sisteminin bununla acilen baş etmesini istiyoruz. Halbuki cezanın olması için önce suçun ortaya çıkması gerekiyor. İçinde bulunduğumuz çağda yeni yeni suçlar ve bunların karşılıkları ortaya çıkıyor. Doktora dersimizde incelediğimiz konular çerçevesinde  avukat öğrencim Mustafa Veysel Gündoğan biraz bu konuya eğilmeye çalıştı. Konuya özellikle bilişimin ticaret hukuku ve ceza hukuku üzerindeki yansımaları tarafından bakmaya çalıştı. Bunu yaparken de A.B.D, Çin ve İngiltere’de bu uygulamaların nasıl olduğu konusunda bazı karşılaştırmalar da yaptı. Ben özellikle Türkiye’deki ticaret hukuku açısından 2012 yılının temmuz ayında yürürlüğe girecek kanundan bahsettiği bölümlere vurgu yapmak istiyorum. Bazı firma sahipleri o zamana kadar gerekli tedbirleri almazlarsa bazı yaptırımlarla karşılaşabilirler. Tabi Türkiye’de yasaların yürürlüğe girmesinde hep ertelemeler olduğu ve ileri tarihlere de atıldığı bilinen bir gerçek. Bakalım bu yasa böyle bir durum yaşayacak mı?

Veysel bu konu ile ilgili aşağıdaki satırları aktarmış:

“…Ülkemizde hukuki anlamda bilişim alanında yapılan ilk çalışmalar ceza hukuku başlığı altında incelenmiştir. İnternet üzerinden işlenen suçlar yeni suç tanımlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. 26 Nisan 2004 tarihinde yürürlüğe giren Yeni Türk Ceza Kanunu’nda her ne kadar Bilişim suçları ayrı bir bölüm halinde incelenmişse de bu yeterli görülmeyip 04 Mayıs 2007 tarihinde 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun yasa koyucu tarafından kabul edilmiştir. Ceza Hukuku açısından bu gelişmeler yaşanırken Ticaret, Borçlar, Tüketici ve hatta aile hukukunda da ayrı ayrı düzenlemeler ile bilişim teknolojileri hukuk düzeninde yerini almaya başlamıştır. Ticaret Hayatında teknolojik gelişmeler her dönemde yakından takip edilmiştir. Şirketler üretim ya da pazarlamanın her aşamasında yeniliklere açık olmuşlardır. Fakat aynı açıklık 1957’de kabul edilen Türk Ticaret Kanunu için geçerli olmamıştır. Değişen şartlara ayak uydurmaktan çok uzak kalan kanun 13 Ocak 2011 tarihinde T.B.M.M tarafından yenilenmiştir. Büyük bir kısmı 1 Temmuz 2012’de yürürlüğe girecek olan kanunda sermaye şirketlerine internet sitesi açma zorunluluğu getirilmiştir.

Her sermaye şirketi kendine ait internet sitesi açacak ve sitede;

• Pay sahipleri ile ortakların menfaatlerini koruyabilmeleri için görmelerinin ve bilmelerinin yararlı olduğu belgeler, bilgiler;

• Genel kurullara ait olanlar dâhil her türlü çağrılara ait belgeler, raporlar, yönetim kurulu açıklamaları;

• Bilgi alma kapsamında sorulan sorular, bunlara verilen cevaplar;

• Finansal tablolar, kanunen açıklanması gerekli ara tablolar, özel amaçlarla çıkarılan bilançolar ve diğer finansal tablolar, pay ve menfaat sahipleri bakımından bilinmesi gerekli finansal raporlamalar;

• Yönetim kurulunun yıllık raporu, kurumsal yönetim ilkelerine ne ölçüde uyulduğuna ilişkin yıllık değerlendirme açıklaması; yönetim kurulu başkan ve üyeleriyle yöneticilere ödenen her türlü paralar, temsil ve seyahat giderleri, tazminatlar, sigortalar ve benzeri ödemeler;

• Denetçi, özel denetçi, işlem denetçisi raporları ve benzeri hususların bulunması zorunlu hale getirilmiştir.

Bu tarz zorunluluklar ile beraber tacirlere kolaylık getirmesi muhtemel bazı unsurlar da aynı yasada yer almıştır. Tarafların açıkça anlaşmaları halinde ihbar, ihtar, itiraz ve benzeri beyanlar ile fatura, teyit mektubu, iştirak taahhütnamesi, toplantı çağrıları ve bu hüküm uyarınca yapılan elektronik gönderme ve elektronik saklama sözleşmelerinin, elektronik ortamda düzenlenebilmesi, yollanabilmesi, itiraza uğrayabilmesi ve kabul edilmişse hüküm doğurabilmesinin önü yasal olarak açılmış, olası hukuki sorunların çözümünde delil niteliğinde kabul edilebilir hale gelmiştir.

Şirket sözleşmeleri veya esas sözleşmelerinde düzenlenmesi ve bu düzenlemeye uygun altyapıyı hayata geçirmeleri durumunda yönetim kurulu ve genel kurul toplantılarının da elektronik ortamda yapılabilmesi yine bu yasa ile gelen yeniliklerdendir…”

Veysel’n söylediklerine noktayı şu yorumla koymak istiyorum:

“-Evet, dijital dünyanın içerisinde yer almak bir zorunluluk bunu birçok işleyişin hızlanması, şeffaflaşması, hukuksal işleyişin hızını artırması ve sağlıklı yapıya kavuşması adına büyük bir kesimin desteklediğini düşündüğümü belirtmek isterim ama bir başka yazıya konu etmeyi düşündüğüm gözetim ve baskı toplumu ile ilgili düşünce ve endişelerimi bir kenarda saklı tutarak…

 

 

 

 

FacebooktwitterpinterestlinkedinmailFacebooktwitterpinterestlinkedinmail

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.