Beyaz yakalının dramı: Hep mutsuzum be abi!

Facebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedinmailFacebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedinmail

80lerin ağır psikolojisinden çıkmaya çalışan Türkiye’nin, liberalleşmeye yüz tutacak ekonomisinin parlayan yıldızıdır beyaz yakalı… Anne ve babaların “Oku da adam ol” diye tümden gelimle anlatmaya çalıştığı; kimi zaman özendirilen, yerine göre de “başarısızlığın” tarifidir. Ama ne olursa olsun, hepimizin olmak istediği, belki de olduğunu zannettiği şeydir.

Burada bir kitap tanımı yapmak istemiyorum. Sadece bildiklerimizden yola çıkalım. Yani pratikten…

Yuppi!Beyaz yakalı nasıl bir insandır?

– Bilgi çağında yaşar, enformasyonun değerini bilir. Entellektüeldir.
– Emeğinin büyük bir yüzdesini bileğinden ziyade zihninin gücüyle icra eder.
– Düşünendir. Düşünmek zorundadır.
– Plan yapmakla mükelleftir. Kurgulayıcı olmalıdır.
– Sorun çözme odaklıdır.
– Güçlü bir adaptasyona sahiptir, duruma göre hareket kabiliyetini değiştirir.
– Gerektiğinde solo ama çoğunlukla bir ekiple çalışır.

Peki habitatı nasıldır beyaz yakalının?

– Genellikle büyük şehirlerde hatta metropollerde yaşar.
– Cinsiyet farkının en aza indirgendiği ortamlarda bulunur.
– Kahve favori içeceklerindendir, bu konuda paraya pek acımaz.
– Yaka kartı ile tanımlar, tanımlanır.
– Teknoloji ile içiçedir.
– Metropolitan eğlenceler sosyal hayatının bir parçasıdır.

Üç aşağı beş yukarı “ben de beyaz yakalıyım” diyen hemen herkesin kendinde bulacağı ortak özellikleri bu şekilde sıralamak mümkün diye düşünüyorum. Alt alta koyunca hiç sorun yokmuşçasına kibar ve sadece duran bu maddeler yekünde çok enteresan bir psikoloji oluşturuyor: Mutsuzluk.

Uzunca bir süredir birlikte çalıştığım takım arkadaşlarıma, sosyal hayatımı paylaştığım dostlarıma, çevremdeki sevdiklerime bakıyorum. Nedense herkes bir mutsuzluk içerisinde. Tabi ki bunun pek çok sebebi olabilir. İnsanı “X” faktörü ile tanımlıyoruz. Her boyutuyla her şeyi bilmemiz mümkün değil. Ancak ben yine de odağımı iş dünyasından yana koyup biraz gözlemlemek istedim. Kendi kendime yürüttüğüm bu sosyal deneyde gerçekten enteresan sonuçlar aldım ve bunları sizlerle paylaşmak istedim.

Tatminsizlik

Bu en çetrefilli konu. Beyaz yakalıyı ne tatmin ediyor? Para mı? Statü mü? Rol mü? İnanın bana hiç birisi değil! Dönem dönem öncelikler bir noktada yoğunlaşsa da toplamda hep aynı sonuca varılıyor: “Bırakacam bu işleri!”

businessman_shameBir hevesle girilen iş dünyasından bir iki yılda ciddi şekilde sıkılınıyor. İlk başlarda sıkıntının sebepleri çok net gibi gözükse de zamanla bir şekilde ortama flu bir görüş hakim olmaya başlıyor. Dip maaş, tavan mesai bordrosundan, sözüm ona günde ortalama 5 saat çalışıp 20bin TL maaşa giden yolda beyaz yakalı, bir yerden sonra usanıyor. Abarttığımı mı düşünüyorsunuz? Üzgünüm ama bu zikrettiğim örnek rakam gerçek. Bunu skalaya koyduğunuzda hemen her seviyeden aynı tatminsizlik çıkabiliyor.

Tatminsizlik beyaz yakalının kronik sorunu. Belki de çağın hastalığı. Sebebini bence kendisi de bilmiyor. Sadece yaşıyor. Gece 3’te uyanıp buzdolabını karıştırmaktan farksız kanımca.

Anlık mutluluk = yükselen mutsuzluk!

İşte İş Seçmek

Beyaz yakalının en sık düştüğü hatalardan bir tanesidir bu. Bakın, biraz mantıklı düşününce işte işi insan değil makine seçer. Makinenin yetenekleri dışında bir iş verirseniz makine onu yapamaz. Diyeceksiniz ki insan da öyle değil midir? Hayır değildir, beyaz yakalı hele hiç değildir. Tek yönlü olamaz olmamalıdır da. Uzunca bir süredir yaptığı ve yetkinlik kazandığı bir işi tekrar olarak görmek bana göre işe ihanettir. Halbuki 5 senedir yaptığın ve belki de en iyi yaptığın şeyi yapmaya devam ederken kendini bir yandan geliştirmek olması gerekendir. Senden daha iyi kim yapıyor o işi? O zaman neden “o işi de ben mi yapayım artık” der ki beyaz yakalı? Tamam işte sen yap, en iyisi çıksın, en güzel şekilde çıksın. Bildiğinden, iş başta olmak üzere, herkes faydalansın. Bayrağı uzatabileceğin bir kurgu içerisine girdiğinde tabi ki sıranı öyle ve ya böyle vereceksin. Ama maalesef öyle olmuyor. Bu da çok esaslı bir ikilem kanımca.

Şehir yorgunluğu

İstanbul gibi bir şehirde yaşayan kişilere bunu anlatmaya gerek bile yok. Büyük şehir insanı büyük yoruyor. Hem de her yönüyle. Bizim “mozaik” adını verdiğimiz ve sürekli olarak övdüğümüz farklılıklar, bir gün içerisinde hazmedilemeyecek ihtilaflar yaratıyor olmalı ki her yönüyle şikayet ettiğimiz bir hayatımız oluyor.

bored_driverBeyaz yakalı da bundan nasibini alıyor tabi ki. Gün içerisinde bir şekilde kafasını davul gibi şişirmeyi başardıktan sonra günün bir sonraki kısmı başlıyor: O kadar insan arasından geçip eve gitmek. Zaten sık tekrarlanan ev-iş senaryosunda her gün benzer bir tantana ile karşılaşmak, çalıştığı yerden gelen sınavlara benzese de bir müddet sonra canını sıkıyor beyaz yakalının.

Tatil günü de buna dahil açıkçası. Tevekkeli değil, kültür mirası olarak görebileceğimiz bayramlar seyranlar şu anda iple çekilen kaçış günleri;

– Bayramda n’apıyorsunuz?
– Haftasonunu birleştirdik 5 günlüğüne güneye kaçıyoruz.

Sosyalleşme Bariyerleri

Gelelim işin sosyalleşme boyutuna. Ne demiştik? Beyaz yakalı entellektüeldir. Habitatı da onu doyuracak cinsten sosyal etkinliklere ev sahipliği yapacaktır. Tabi ki o da bunlardan beslenecektir. Peki öyle mi oluyor? Olmuyor demeyeceğim ama tam olarak da öyle değil.

Bu konu genellikle zamanlamayla ilişkilendirilmekte. Sık duyduğumuz cümlelerden kesitler:

– Ya bu akşam çalışmam lazım.
– Yok, hafta arası zor oluyor.
– Kim geçecek şimdi köprüyü?
– Yarın sabahtan toplantım var.
– Onu başka bir zaman yapsak?
– Hafta sonu bir bakarız.

Beyaz yakalının kafası, içerisinde her daim bir sosyal bariyer barındırıyor. Haklı ya da haksız demiyorum. Ama barındırıyor. Çeşitli kaygılar, bitmeyen zihinsel mesailer, ister istemez bir bariyer oluşturuyor olabilir. Kimisi bunu aşmak için gerçekten efor sarfediyor. Kimisiyse efor sarfetmenin manasız olduğunu düşünüyor. Ama toplamda sosyal ağlar saat itibarıyla hala en çok sosyalleşilen alan halinde. En rahat, hızlı giriş çıkış yapılan yer burası çünkü.

Options

Sonuç: Tercihler

Geçen gün bir arkadaşımla bu konuda yapmış olduğumuz uzun uzadıya bir muhabbette bana aynen şöyledi: “Gerçekten herkes çalışmak için yaratılmamış. Çok saçma bence herkesin çalışmaya çalışması. Hep mutsuzlar ben anlamıyorum ki?” Bu da bir beyaz yakalı düşüncesi. İnsana ister istemez bir gerçeklik payı olduğunu düşündürtüyor. Geldiğimiz bu noktada kendi elimizle yarattığımız medeniyetin kendimizi bu derece sorgulatır bir hale getirmesi de müthiş bir olgu diye düşünüyorum.

Bir çok faktörü birleştirince aslında hoş bir tablo çıkmıyor karşımıza. Gerçekten uzunca bir süre eğitim almış, kendisini pek çok alanda geliştirmeye çalışmış; kimi zaman bunu başarmış kimi zaman zor gelmiş yarıda bırakmış pek çok beyaz yakalı, neyi neden yaptığını bence unutmuş durumda. Sistem çarkları çok hızlı çevirdiği için iki dakika durup düşünmek istediğinde de ikileme düşüyor ve endişe duymaya başlıyor.

Buradan bakınca gerçekten bir dakika olsun durmayı denemenizi öneriyorum. Sadece kendinize değil içinde bulunduğunuz ekosisteme de zarar veriyorsunuz. Bir iş ortamındaki mutsuzluğu tarif etmeniz istendiğinde saydığınız pek çok sebep gerçek sebepler mi bir daha düşünmenizi rica ediyorum? Tatminsizliğinizin kaynağını başka yerlerde aramak ne kadar doğru? Bir daha düşünmenizi tavsiye ediyorum. Günün sonunda bazı şeyler gerçekten göründüğünden daha yalın bir halde.

İş ya da sosyal hayatınız… Bu bir serüven. Bazen yolda yürümek, varacağınız yerde bulunmaktan daha güzel bir his olabilir. Hiç böyle düşündünüz mü?

Facebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedinmailFacebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedinmail

Düşünür, taşınır, koşturur, uyumayı sevmez...

İlk yorumu siz yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir